Tuesday, 10 March 2015

Cagdas Sosyalizm

Genelde gunumuzde kisiler sosyalizmden bahsederken bunun neden gerekli oldugunu izah etmeye calisiyorlar.

Halbuki 21. Yuzyilda tartisilmasi ve sorgulanmasi gereken "Nasil bir sosyalizm?" sorusu olmalidir.

Cunku, herseyden once her bir beyin duzeyinin sosyalizm kavramindan ne algiladigi ve nasil bir ve ne sekilde anlam ve icerik verdigi farklidir.

O yuzden once sosyalizm kavraminin nasilinin anlam ve iceriginde ortak noktalarin bulunmasi gerekir.

21. yuzyildayiz. Cagimiz bilgi ve bilisim cagi. Ayni zamanda birey olmusluk cagi.

Bu temelde ben once ideolojik degil de, etik; inancsal degil de bilissel ontolojik degil de epistemolojik, guce otoriteye ihtiyac duyup toplumu nicelik olarak degerlendiren degil de; demokjratik yolla gelen sosyo-etik bilincli ve her bir niceligi niteligi ile birlikte degerlendiren sosyalizmden yanayim.

Yani insanoglunun niceligini bir nitelik temelinde kitlesellestirmek yerine, insanoglunun niteligini one cikarmak.

Bu da insanoglunun ne gibi yetilerinin oldugunun farkindaligini ve bilincini ortaya getirir.

Buradan sinifsal degil de bireysel sosyalizm olgusu ortaya cikar. Iste bu bireysel sosyalizmin her bir bireyin sosyallige bunu etik temelde farklarin farkinda ve evreensel hukuk insan haklari temelindeki antiayrimci bir hak ve ozgurluklerin temelinde her turlu firsat esitligini savunan ve toplumun her bir kesiminin yasam standartini ve duzeyini yukseltici bir amac ile kurulacak olan ozgur birey devleti.

Sosyal, normallesmis, sivil, hak ve ozgurlukcu, demokratik ve bireyin her turlu yasam ve iliskisindeki hak ve ozgurlugunu savunacak talep edecek ve koruyup/kollayacak siuvil ve yol gosterici kurum ve kuruluslar.

Politikanin toplum uzerinde degil, devletin ve hukumetin kendi toplumu uzerinmdeki pragmatist yanasimi. Etik hic bir degerin politikanin somuru ve cikarina hizmet etmesine izin vermeyen bir hukuk sistemi.

Sekuler bilincli bir yonlendirim ve yonetim bicimi, bilimsel bilissel ve bilgisel temelli cagdas egitim ve birey yetistirimi.

Bireylerin sorgulamaya yonlenmesini saglayan niteligi oner cikarak kritik analitik analojik ve toplumun her bir bireyinin yararina bir beyin egitimi.

Dusunen ve dusunduren beyinlerin egitimi.

Kisaca zihinsel degisim ve devrimin yonlendiriom ve yonetimdeki ivedi onceligi.

Daimi baristan ve hak ve ozgurluklerden yana bir tutum.

Dunya halklarina ve onlarin hak ve ozgurluklerine etik deger farkina bakilmaksizin gosterilecek savunu ve verilecek destek.

Aslinda bunblar daha da genisletiulebilir ve detaylandirilabilir.

O yuzden nasil bir sosyalizmin tartisilmasi istenen arzu edilen sosyalizmin ne oldugunun ve nasil insa edileceginin tartisilmasi demektir.

Aksi her bir beyinderki sosyalizm algisi v.s. farklidir.

Ustelik ortaya atilan sosyalizmin temeli bir ideolojik/politik bir dozen ve system olarak ta atildigi sekli ile cagdisidir.

İnsanın, insanlığın potansiyelini bir izme ideolojiye insanoglunun yarattigi ve somutlasstirdigi bir dozen ve sisteme adamak ile, insanoglunun kendi anlattigi masallara kendisininm teslim olmasini savunmak arasinda hic bir fark yoktur.

Bu dusunce olarak kendisini insanoglu turunden gormeyen, insanoglunun niteliklerini hice sayan, insanoglunu sadece nicelik olarak tek bir nitelige mal, meta mulk olarak adayan ama insanoglu olamamis ontolojik temelli felsefi bir beynin dusuncesidir.

Ayni beyin ne 21. yuzyilda oldugunun farkindadir, ne de beynin zihinsel oneminin bilincin farkindadir. Ne de bilgi ve bilisim caginda oldugunun farkindadir.

Kisaca 19. yuzyildan kalma kendi ontolojik/nicelik temelli tek niteligi nicelik olarak algiladigi insanogluna dayatmaktan baska bir sey degildir.

Zaten sosyalizmin de basarili olamamasinin sebebi budur. Insanoglunu bir mal meta olarak gormek ve kendisinin de niteligini insanogluna dayatmak.

Bu zihniyetin aslinda hic bir dogma ideolojik ve dayatmali dinden de digger izmlerden de farki yoktur.

Ne bir birey bilinci icerir ne de bir insanoglu farkindaligi.

Zaten bu zihniyettir sosyalizmi kapitalizme de peskes ceken.

Cunku ayni zihniyet bugun emperyalist zihniyettir. Yani guc otorite kullanarak insanoglu yerine koymadigi ulke ve toplumlara saldirmak. Yani "ulkelerin kaderlerini tayin etme hakkini" kendinde gormek.

Insanoglu potansiyelini algilayamayan hic bir zihniyet, kapitalizmin somurusune ve onuncikarina teslimiyetine mahkumdur.

Iste materyalizm ile idealizmin ortak akilciligi insanoglunu insanoglu disi bir fenomene teslim etmektir. Biri kul yaparken digeri insanoglunu metya mal yapar ve her ikisi de kendi niteligine kole olacak insanoglu niceligi arar.

Kendisi aslinda bu zihniyet ile karsi oldugu sandigi idealism ile de kapitalizm ile de birlesmektedir.

Iste o yuzden insanoglu potansiyelinin farkinda ve bilincinde olmayan bir beyin, birey bilinci tasimayan sosyal bilinc tasimayan bir beyindir. 
 
Birey bilinci, sosyo-etik bilinc ve ozgur birey devleti olmadan insanoglu temelli insani degerler olmadan ya da bunlari kendi ideolojisi inanmci izmi icin ihlal edcen sosyalizm mumkun degildir.

Tabi burada her bir nitelige onem ve deger veren evrensel hukuk insan haklari temelindeki hak ve ozgurlukcu ve hak ve ozgurluk ihlalini onleyici bir sosyalizmden bahsediyorum

Sinif temelli guc ve otorite nicelikli zor kullanarak uygulanacak Devrime gelirsek, 21. yuzyildayiz. Demokratik yolla iktidara gelme olanagi olan bir dunyada yasiyoruz ve bu olanak gecmis tarihten daha da fazla.

Eger hala devrimden bahsediyorsak bu bir savas ve fenomenal kan dokmekten baska bir sey degildir.

Eger hala devrim yolu ile iktidara geliniyorsa, bu demokratik olarak toplumun ve de farkli halklarinin ve kesimlerinin seni iktidara getirecek kadar benimsemedigini ya da senin kendini onlara yeteri kadar izah edemedigini gosterir.

Diyelim devrim ile geldin, ne olacak basliyacaksin kendi niteliklerini halklara ve topluma dayatmaya.

Bunun SSCB' nden farki ne olacak?

Ya da getirecegin kendince her turlu yasak ve onlemeler ile yaptiginin fasizmden ya da her hangi bir guc ve otoriteye tapan izmden farki ne olacak?

Demekki her zamanki gibi once zihin degisimi ve bilinclenme gerekiyor. Topluma farkli halklara ve kesimlerine gelecek sosyalist bir yonetimin nasil yarar saglayacagini aciklamak gerekiyor.

Digerlerinin toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin iktidara gelmediklerini, sadece kendi politik cikar ve somuruleri icin geldiklerini anlatmak gerekiyor.

Sosyalizm, kavram olarak tamamen demokrasiyi sosyo-etik bilinci antiayrimciligi, toplumun ve farkli halklarindan yana olmayi sekuleriteyi, firsat esitligini icermediktenm sonra, hak ve ozgurlukleri savunmak, talep etmek ve desteklemek yerine, ihlal ettikten sonra, sosyalizm degildir; fasizmden de bir farki kalmaz.

Sosyalizmi fasizmden farkli kilan en buyuk ozellik, hak ve ozgurluklerin hic bir sekilde ihlal edilmemesidir.

Yoksa toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin, zor yolu ile gelen ve kendi niteliklerini dayatan bir iktidarin fasizm ya da sosyalizm adi altinda gelmesi fark etmez.

Cunku bir seyin ne oldugu adinda degil, yaptigi icraatinda dusunce ve davranisindadir.

Iste o yuzden "nasil sosyalizm?" sorusu yaniti aciklamasi ve bilgisi ve de bunun topluma ve farkli halklarina ve kesimlerine yansitilmasi cok onemlidir.

Aksi kimse bana topluma sosyalizm ile fasizm arasindaki farki anlatamaz.

Sonucta bir seyi bir seyin elinden zor ile almak fasizmdir. Bunun sosyalizm oldugunu kimseye izash edemezsin.

Zor, baski, saldiri, yasak v.s. temelli her turlu insanlikdisi ve vuicdan disi dusunce ve davranis; tam da emperyalist zihniyetin bugun yaptigidir.

Ustelik "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk,adalet, esitlik" temelli insani kavramlari cikar ve somuru olarak kullanarak ve bunlar Adina her seyi mubah ve mesru kilarak.

Aynisini sosyalizmin yapmasinin, ne emperyalist zihniyetten ne de fasizmden ya dfa dini politikadan bir farki yoktur.

Iste sosyalizm kendi farkini "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk, adalet, esitlik" v.s. kavramlarini toplum ve farkli halklari ve kesimleri Adina ve yararina kullanarak ve burden hic bir cikar ve somuru gozetmeden ortaya koymalidir.

Bu farkini da anlatabilmeli ve goisterebilmelidir.

Bunun da yolu emperyalist zihniyetin yolu olan baski zor kullanmakj saldiri, savas v.s. degildir.

Bu hata zaten ilk defa SSCB'nin Afgasnistan'a saldirmasi ile islendi.

Bugun emperyalist zihniyet iste bu o devrin sosyalizmini kullanarak teroru yaratiyor, koruyor, kolluyor, besliyor ve dunyaya da sanki onun ile savasiyormuis ve toplumlari ondan koruyormus gibi bir izlenim veriyor.

Yukaridaki kavramlari da buna alet ederek, her turlu saldirisini guc ve otoritesi ile mesru ve mubah kiliyor. Yani kavramlari su istismar ediyor ve toplumu kandiriyor.

Sosyalizmin 21. yuzyilda bunlardan farki olmali. Bu fark, tam da zor yolu kullanmmamakta yatiyor.

Yoksa fasizm ile farkini aciklayamazsin.

Cunku o tarihte uygulanan sosyalist oldugu soylenen icerikteki zor kullaniminin, bugun fasizmden bir farki yoktur.

Kim bana hak ve ozgurlukleri yasam olarak elinden alinanlarin ve katledilenlerin Stalin yas da Hitler tarafindan yapilmasinin bir farkini izah edebilir.

Adi ne olursa olsun, katliasm zor kullanma hep aynidir. Sen bunu ister fasizm ister sosyalizm Adina yap; toplumun gozunde sen bir katilsin.

Iste sosyalizm artik 21. yuzyilda emperyalizme verdigi o devir anlam ve icerigini ondan farkli olarak cagdasliga tasimalidir.

Yoksa emperyalizm her yere kendi cikar ve somurusu icin sosyalizm adi ile saldirmaya devam eder.

Yukaridaki kavramlarin da istismarina devam eder.

Yukaridaki kavramlarin "demokrasi, hak, ozgurluk, hukuk, adalet, esitlik" v.s. sosyalizmin toplum yararina verebilecegini gostermek ve emperyualizmin gercek yuzunu sergilemek, emperyalist yontem ve uiygulamalar ile olmaz.

Cunku tum insanlikdisi dusunce ve davranislar emperyalist zihniyetin urunudur, ustelik bu kavramlari su istismar ederek bunu yapar.

Sosyalizm bundan farkli ise, farkini gostersin. Bu da zor kullanmak degildir. 
 
Bugun ontolojik felsefeler olan materyalizm, idealism ve pozitivizm ve bunlarin temel aldigi her turlu etik deger ve ideolojik inancsal izmler; emperyalist zihniyetin kendi politik/ekonomik/diplomatic guc ve otoriteye dayanan insanoglunu meta, mal madde ve kul ve kole olarak degerlendiren ve tum insanligin degerlerini de cikar ve duygu somurusu olarak kullanan bir iceriktedir.

Iste tamda bu nedenden sosyalizm insanoglunun bir meta mal madde kul ve kole olmadigini tum insani degerlere sahip oldugunu ve bunu da emperyalizm gibi duygu ve cikar somurusunde yapip ekonomiyi nicelik olarak azinligin eline veren emperyalist zihniyetten farkli olarak cogunlugun yani toplunm ve farkli halklari ve kesimleri icin yaptigini gostermelidir.

Bu da sosyalizmi ontolojik temelden insanoglu timeline tasimak ile nitelikile nicelik paralelligini kurmakile olur.

Yoksa bugun antiemparyalist gibi gorunen tum ideolojik inancsalizmler, aslinda emperyalist zihniyetin bir parcasidir ve ona hizmet etmektedir.

Cunku emperyalizm kendi karsitligini da bunyesinde tasir.

Ancak emperyalist olmayanbir zihniyet, kendi emperyalist olmayan sosyalizmini ortaya koyabilir.

Bu da emperyalizmin yaptiginin tam tersini yapmak dusunmek ve davranmaktir. Ya da yaptigi insani degerlerin aslinda bir cikar ve somuru oldugunu gostermek ve bunu onun gibi bir cikar ve somuru olarak yapmamak insanlik Adina ve etik olarak yapmaktir.

Yoksa insanoglu niteligi sadece insanoglu niceligini teslim almak, itaat ettirmek, biat ettirmek, guc ve otoriteye boyun egdirmek, kul ve kole yapmak, mal meta ve mulk yapmak her turlu insanlikdegerini de sosyo-etik degeri de cikar ve somuru araci olarak kullanmak ve insanoglu niceligini de bu ugurda herseyi mesru ve mubah kilarak harcamak icin kullanir.

Halbuki insanoglu niteligi insanoglu niceligi ile paraleldir ve esittir.

O yuzden emperyalist zihniyetli, ontolojik temelli nicelik hakimiyetli sosyalizm degil; insanoglu temelli nitelik/nicelik esitli sosyalizm 
 
Neden iktidar demokratik yollar ile alinamiyor?

Alinamiyorsa, burda bazi seyleri sorgulamak gerekir?

Ya da toplumun sosyalizmi algilayacak nitelikte olmadiginin farkindaligi gerekir.

Iste bu farkindalik, once topluma bu niteligi kazandiracak bir icerikte olmalidir.

Yoksa olan adi sadece sosyalizm olan bir emperyalist zihniyet olur.

Insanliga ters dusen ne varsa onlarin da ortadan kaldirilmasi ve insanlik adina ne varsa, onlarin da nasilemperyalizm adina cikar ve somuru olarak su istismar edildigi ve arac olarak kullanildigi ve de insanoglunun bunlar kullanilarak ve bir malmeta madde ya da kul kole niceliginde degerlendirilerek nasil emperyalizmin cikari ve somurusu adina harcandigi ve kullanildigi ancak iktidar da iken ve ustelik topluma bunun bilinci verilerek yapilir.
 
Ben bir birey olarak ve 21, yuzyilin bireyi olarak; ontolojik temelli ideolojik inanca ve zora, guce ve otoriteye dayanan bir sosyalizmin pesinden gidecek bir nicelik degilim. Benim algimda hic bir kimse de degil. Herkes kendine gore kendince kendi duzeyince bir nitelik sahibi.

Aksine insanoglu temelli evrensel hukuk insan haklari bunyesinde hak ve ozgurluklerden yana olan ve bunu daimi hak ve ozgurlugu toplum farkli haklar ve kesimler olarak ihlal edilen nitelikli nicelikten evrensel hukuk insan haklarindan yana sosyo-etik bilincli bir bireyim.

Kimse hukuksuz olarak zor yolu ile hak ve ozgurlukleri ihlal ederek, hak ve ozgurluk saglayacagini kendi ile celismeden, aciklayamaz.

Cunku bir beyin, ya hak ve ozgurluklerden yanadir, ya da ihlal edenlerden yana.

Hangi hak ve ozgurlukler icin hak ve ozgurluk ihlal ettig ise onemli degildir.

Bunu ister dini ister milli, ister ideolojik ister inanc ister bir etik ya da izm Adina yapmak; kimseyi hak ve ozgurluk ihlali eden olarak hakli, hukuklu ya da adil kilmaz. Ustelik te etik degildir.

Hukuk denen bir sey var. Bu da hem hak ve ozgurlukleri saglamak hem de ihlal etmemek icindir. Iste demokrasi de, esitlik te, adalet de tum insani degerler de burdadir.

Diger tum guc ve otoriteye dayanan yollar, kendi ideolojik inancsal izmsel cikari Adina yapilan baskilar, zorlamalar, yasaklar ve buna uyarlanan kurallar kaideler v.s. hukuksuzdur ve emperyalist zihniyetin  cikarinadir.

O yuzden bugun dunyada sosyalist bir dozen de system de yoktur. 
 
Cunku bugun bir sosyalist duzen hic bir cografya ve toplumda evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler ihlal edilerek, ustelik "ben bunu insanogluna hak ve ozgurluk saglamak icin sosyalizm adina yapiyorum" demenin; ABD'nin ikiz kuleleri kendi vurdurduktan sonra bunu cikar ve somuru temelinde kullanarak "biz Irak'a demokrasi, adalet, hak ve ozgurluk getirmek icin ciktik" soylemi ile Once Afganistan sonra daIrak'a askeri teror ile  saldirmasindan ve masum toplumu katletmesinden ve bugun de hala Irak'in yasadigi vahsetin sorumlusu olmaktan farkli olmaz.
 
Ayni zihniyet bugun kokdendinci teroru kullanarak, O.Doguyu kendi politik/ekonomik cikar ve somurusu icin; kan golune cevirmis ve cevirmektedir ve bunu da dini/milli degerler adina yaptigini soylemektedir.
 
Sosyalizm nasili ile bu kervana katilmamali emperyalist zihniyetin yaptiginin tam tersini yapatak hem sosyalizmin hakkini vermeli, hem de olmasiu gereken sosyalizmi dunyaya gostermelidir.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Bilimsel Olarak Yanlislanabilirlik

Bilimi ispattan ve sabitlikten dolayisi ile felsefenin inancsal ve ideolojik basi cekmesinden kurtaran ve gelisimini degisimini ve yenilenimini en iyi aciklayan kavram yanlislanabilirliktir.

Burada klasik metafizik varliksal temelli ideoloji ve inanc iceren temelde bir ispat soz konusu degildir. Ayrica suphe de soz konusu degildir.

Burada soz konusu olan GECERLILIKTIR. Gecerli olan da olgu olarak tartismadisi olarak GOZLEM VEREN TEMELINDE GECERLIDIR.

Iste buradaki yanlislanabilirlik, GECERLI OLAN OLGUNUN, GOZLEM TEMELINDE YANLISLANABILIRLIGI anlamindadir.

Burada bilimin tamamen onu acilmistir. Cunku klasik bilimdeki mutlaklik kesinlik ve ispat; sadece BILIMI BILIMSEL OLARAK DOGMALASTIRIR VE SONUCLANDIRIR.

Halbuki bilim daimi bir yenilenim ve gelisim surecidir. Bugunku bilgiler yenilenir, esaki bilgiler bilimsel olmaktan cikar.

Iste epistemolojik ve yontemsel naturalizm temelindeki bilim, BILIMSELLIGI NOKTALAMAZ, SONLANDIRMAZ, KESINLESTIRMEZ; sadece TARTISMASIZ OLARAK GECERLI KILAR VE YINE TARTISMASIZ OLARAK GECERLI KILDIGINI GOZLEM ILE YANLISLAYABILIR.

Buradaki bir onemli nokta da, BILIMIN BILIMSEL OLARAK GOZLEM VERMESI VE GOZLEMSEL YANLISLANABILIRLIGIDIR.

Boylece metafizigin ve etigin ideolojik inancsal akilci dogrularindan da farklilasir. Cunku GOZLEM VERMEYEN AKILCI DOGRULAR YANLISLANAMAZLAR.

Dolayisi ile bilimsel de degildir.

Iste yanlislanabilirlik hem bilimi bilimsel kilar, hem de ideolojik inancsal akilciliktan farkli kilar.

Cunku bilimin bilimsel olarak ortaya koydugu tartismasizdir. Aklin ideolojik inancsal dogrulari ise tartisma temelindedir.

Yanlislanabilirlik tamamen fenomenal bir temelde bes duyuya hitap edendir.

Popper'in ornegini hatirlatalim.

Popper bu konuda soyle bir ornek veriyor.

"Butun kugular beyazdir" cumlesi bir olgudur ve GECERLIDIR. Yani burada bir tartisma yoktur.

Diyelim bir kisi bir yerde baska renk bir kugu gozlemledi, diyelim siyash bir kugu gozlemledi.

Iste bu durumda "butun kugular beyazdir" olgusunun gecerliligi GOZLEM ILE YANLISLANMISTIR.

Yani ortaya BEYAZ OLMAYAN BIR KUGU CIKMISTIR VE ARTIK BUTUN KUGULAR BEYAZ DEGILDIR.

Iste bu temelde YANLISLANABILME SADECE VE SADECE TARTISMASIZ VE GOZLEMSELDIR.

Metafizik olarak ise ayni etikteki gibi, AKILCI GOZLEM VERMEYEN HERHANGI IDEOLOJIK INANCSAL BIR DOGRULAMA, YANLISLANAMAZ.

Iste bu temelde de AKILCI GOZLEM VERMEYEN IDEOLOJIK INANCSAL DOGRULAR BILIMSEL DEGILDIR, SADECE DOGRULAYANIN IDEOL;OJISI YA DA INANCINA GOREDIR. O YUZDEN DE YANLISLANAMAZLAR.

DOGRULUGU YANLISLANAMAYAN HIC BIR BILGI BILIMSEL DEGILDIR.

Burada ideolojik inancsal dogrulamalarin, yanlislanamiyacagini yani ortada yanlislanabilecek bir gozlemin olmadigini; felsefenin varlik ile ilgili dali metafizigin iki ana ideolojisinden ornek verelim.

Idealizm- Dusunce, tektir, ilktir ve mutlaktir.

Materyalizm- Madde, tektir, ilktir ve mutlaktir.

Idealizmde Dusuncenin, ILKLIGI, TEKLIGI, MUTLAKLIGI GOZLEM VEREN BIR OLGU DEGILDIR, DOLAYISI ILE YANLISLANAMAZ. BU TEMELDE DE BILIMSEL DEGILDIR..

Materyalizmde de, maddenin ILKLIGI, TEKLIGI VE MUTLAKLIGI GOZLEM VEREN BIR OLGU DEGILDIR. DOLAYISI ILE YANLISLANAMAZ. BU TEMELDE DE BILIMSEL DEGILDIR.

Gorundugu gibi, idealizm ile materyalizm FARKLI VARLIKSAL TEMELLERDEN YOLA CIKSALARDA, AYNI YANLISLANAMAYAN VE GOZLEM VERMEYEN AKILCILIKTA BIRLESIRLER.

Yani temellerinin "ilk, tek ve mutlak" oldugunda.

Iste bu temelde, MADDEYI TANRILASTIRANLARA DA "HYLOTEIST" DENIR.

Bilginin bilimsel ve bilissel olani olgu. Iste bilimsellik ve bilissellik, diger bilgilerden ve sinirlama ve sonlamalardan GECERLILIK, YANLISLANABILIRLIK, YENILENEBILIRLIK VE DEGISIM olarak farklilasiyor.

Buradaki GECERLILIK OLGUSAL, YANLISLANABILIRLIK GOZLEMSEL YENILENEBILIRLIK HEM OLGUSAL HEM GOZLEMSEL DEGISIM ISE; DONUSUMSEL, BASKALASIMSAL VE OLUSUMSALDIR. BU DURUM DAIMI YANI SUREKLI SUREGELEN BIR SURECTIR.

Iste bu farklilasma, fenomeni sinirsiz, sonsuz ve daimi kildigi gibi; gozlemi, bilgiyi ve algiyi da sinirsiz ve sonsuz ve de daimi kiliyor.

Tek fark fenomenin bu sinirsizligi, sonsuzlugu ve daimiligi KESINTISIZ, gozlemin, alginin ve bilginin sinirsizligi, sonsuzlugu ve daimiligi KESINTILI. Iste bu kesintiyi veren de bilimsel ve bilissel olarak olgu ve gecerlilik; kesintiyi kaldiran da bunun gozlem ile yanlislanabilirligi.

Iste bilgideki bilimsel ve bilissel fark bu KESINTININ GECERLILIGI dir. Diger her turlu bilgi de, bu KESINTI KALICIDIR. Yani mutlaktir, sonludur, kesindir, degismezdir, tektir, ilktir baslangici ve sonu vardir v.s. kisaca zamansaldir.

Metafizik temelli, yani varliksal, ontolojik materyalistler/nesnel gercekciler ile, metafizik temelli, varliksal, ontolojik idealistler/oznel gercekciler ve pozitivistler/isimciler; ayni sekilde metafizik temelli yaraticilar, fizik oteciler, teolojik ideoloji ve inanc sahipleri ve hatta etik formel ve diyalektik mantik savunuculari ve de klasik bilimciler, yani bilimin temelini varlikta ontolojide arayanlar mesela materyalist diyalektik "bilimciler" kesintinin gecerliligini algilayamazlar.

Cunku kesintiyi kalici kilarlar. Iste epistemolojinin (bilgi ve her turlu ve de bilimsel/bilissel bilim ve felsefesinin) bil kokeni ve insanoglu yapilandirilmisligi ile, metafizigin var, ol ve inan kokenli yapilandirilmisligi farki, tam da budur.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Teolojik Noncognitivizm

Teolojik noncognitivizm1- "Tanri" herhangibir seyin olduguna dair bir atif/bahsetme/kast etme degildir.

2- "Tanri" herhangibir seyin olmadigina dair bir atif/bahsetme/kast etme degildir.

3- "Tanri" herhangibir seyin olabilirligine veya olmayabilirligine dair bir atif/bahsetme/kast etme degildir.

4- "Tanri" aslina uygun/gercekci bir onem tasimaz, ayni "fod" un bir aslina uygun/gercekci onem tasimadigi gibi.

Burada "Tanri terimi bir ornek olarak secilmistir. Aciktir ki, herhangibir teolojik terim (mesela, 'yahweh' ve 'Allah' ) tahkike/denetlemeye bagli olarak, curutulebilir/asli olmadigi ispat edilebilir/aksi ispatlanabilir degildir.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Ignostisizm

Teolojik olarak "tanrinin varligi" ile ilgili, gorunurde cogunun bilmedigi ve bati da yaygin olan bir durus daha vardir.

Ignostisizm, etimolojik olarak ingilizce "ignore" fiilinden turetilmistir, bu fiilin anlami "onemseme, farketmez, luzumsuz, gereksiz" temelindeki bir algidir.

"Teolojik noncognitivizm" de denilen ignostisizm, kisaca "tanrinin varligi ya da yoklugu tanriya olan inanc ya da inancsizlik beni hic ilgilendirmiyor. Ben bu konuda herhangibir sey soylemeyi luzumsuz, gereksiz, anlamsiz, degersiz buluyor ve gale almiyorum, onemsemiyorum" demektir.

Bu dusunce ve davranis aslinda; teolojinin bilisselliginde olan ve onun bir bilissellik icermedigini dile getiren bir durustur.

Agnostisizmden farki; tanriyi olumlu ya da olumsuz tanrilastirma eylemine tasimaz.

Teizmden farki, olumlu bir tanrilastirma eylemi yoktur

Ateizmden farki, olumsuz bir tanrilastirma eylemi yoktur.

Deizmden farki; olumlu bir tanrilastirma eylemi yoktur.

Yani kisi, tanri temelli her hangibir akilsal tanrilastirma eylemine olumlu ya da olumsuz yonelmez. Cunku bunu gereksiz, luzumsuz, onemsiz bulur.

Onun icin tanri ile ilgili her turlu tartisma bir zaman kaybidir ve anlamsizdir.

Buradaki teolojik noncognitivizmi, teizmin "tanri anlananaz, erisilmez, akil almaz" v.s. temelli bir noncognitivizm degildir.

Teistlerin, teolojik noncognitivist olmalari tanrinin bilisselligine erememisliklerindendir.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Beyin Ile Zihin Farki/Iliskisi

Beyin ile zihin iliskisi ve birinin digerinden farki metafizigin varliksal/ontolojik felsefelerinin indirgemeci, determinist monist/dualist "birini otekine tercih eden/birini digeri bunyesinde yok eden" sartlanmis cagdisi yanasimi ile algilanmaz.

Herseyden once bu iki kavramin ne oldugunu ve birinin digerinden farkini algilamak icin; ikisi arasindaki farki algilamak ve farkina varmakgerekir.

Beyin, bir complex dinamik sistemdir. Iste bu complex ve dinamik sistemin her turlu soyutlama, soyut degerlendirme, soyut degerleme ve soyut temeli; zihin denen merkezden gelir.

Basta zihnin beyinden bagimsiz olmadigini ve ondan ayruilamayacagini zaten zihnin tanimi ortaya koyar.

Zihin, beyni kkullanarak kendini algilayan/algilatandir.

Zihnin bu taniminin yaninda bir de beyin temelli islevi vardir, o da;

Zihin sadece beyni kullanmak ile kalmaz, beyni degistirirde.

Iste bir kisinin yasam suresince, algi bilgi ve buna bagli olarak ideolojisi inanci izmive her turlu etik v.s. degerinin kaliciligi sorgulanmazligi ya da degisimini en guzel acikliyan da budur.

Yaani kisinin zihin olarak ideolojisi inanci izmi ve etik v.s. her turlu degeri degisime ugradikca, bu degisim beyni de degistirerek kisinin algisini bilgisini de degistirir.

Iste bu farkindaligin degisimine de bilinc degisimi ya da kazanimi denir.

Ayrica hafizada yer edenlerin kaliciligi ya da unutkanligi da bu algi ve bilgi temelindeki kullanim ve paylasimin onemi etkisi ve ilgisi temelinde degisime ugrar.

Iste bilimin bilissel temelinde, zihin farkina varmak ve zihin/beyin iliskisindeki zihnin kendine ozgu farkindaligini algilamak ve bilincinme varmak "zihnin beyni kullanarak kendini algilamasi" temelinde, kisinin bu farkindaliginin kendi beynine yonelmesini ve fark ettigi algiladigi zihnini, beyni uzerinde kullanarak beynini degistirebilmesini saglar.

Kisaca bir kisinin zihninin farkindaligi, ancak kisinin "kendi beynini kullanarak algilamasi" ile mumkundur.

Bu algilama saglandiktan sonar da kisi zihnine hukmederek ideolojisini inancini izmini etik v.s. degerlerini sorgulayabilir ve bir rahatsizlik, sorun yasarsa ya da zarar gorurse de bunlari ya degistirir, ya da kavram temelinde serbesdte erdirerek bunlara bagimliliktan kurtulur.

Iste bu temelde zihnin farkindaligi ve algilanmasi cok onemlidir.

Evet, evrimci sorgulama ile yani bilincaltinin yasadigi bir sorunun gordugu zararin ve rahatsizligin zorlamasi ile de bilincsiz olarakkisiler, ideoloji inanc izm ve de etik v.s. degerlerini ve algi ve bilgilerini degistirebilirler.

Yalniz burada beynin bu degisimi kisi tarafindan bilincli olarak saglanmadigindan, beyin bu degisime karsi mucadele eder ve belki de kisiyi "caydirarak" bu degisimden ali koyar, ya da degisim bilince cikmadan, geri tepebilir.

Evet her turlu degerlerimiz ile bugun beyni algilamamiz bilimsel olarak kacinilmazdir.

Onemli olan ise zihnin algilanmasi ve beyinden farkinin ortaya konulmasi ve beyin uzerindeki degisim etkisinin farkindaligi ve bilinci temelinde, kisinin beynine getirecegi degisim, yenilenim, gelisim, cagdasliktir.

Bu da kisi Adina yeni bir algi yeni bir bilgi yeni bir deneyim/tecrube edinme ve herseye yeni bir bakis acisidir.

Hele birde bu bilisselligin kisi tarafindan ....e goresi belirlense, iste o zaman kisinin birey bilincinin varligi ve neyi neden ve nasil yapmak istediginin de kisininm farkindaliginda ve bilincinde gerceklesmesi ve de bunun kisice algi ve bilgi ve de deneyim/tecrube temelinde dile getirilebilmesi kacinilmazdir.

Kisaca kisi kendi zihnini algiladiginda beyninde yer etmis her turlu kavramsalbilgisini sorgulayabilir ve degistirebilir.

Yani hic bir sey dogumdan gelen bir kalicilik dogal mutlak bir soyut ya da somut kadercilik, teslimiyet ve caresizlik icermez.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Ideolojik/Inancsal/Izmsel- Fasizm/Terorizm- Farki/iliskisi

Insanoglunun soyut olarak yarattigi ve sonar bir yasamsal gercek haline getirdigi teorizmin de, fasizmin de bir ideolojik/inancsal/izmsel tabani/temeli vardir.

Once fasizm ile terorizmin farkini ortaya koyalim.

Fasizm genelde ulke ve toplumda iktidarda olanin kendi niteligini toplumuna zorla baski ile ve kendi niteliginde olmayanlari bertaraf ederek devleti hukumeti ve toplumun her turlu kurumunu ve de yargi yurutme ve yasamayi iktidar olarak ele gecirerek dayatmasidir. Butemelde getirilen her turlu hak ve ozgurluk yasaklari ve bu yasaklari saglayan kanunlaridir.

Terorizm ise, genelde bir ideolojik/inancsal/izmsel grubun, kendi yasadigi cografya da ya da baska cografyalarda ortaya koydugu korku verici eylemleridir. Bombalama, intihar bombacisi, silahli katliam, adam kacirma, yer isgali v.s.

Burada bir de fasizm ve terorizmin biri biri ile olan iliskisinden soz edelim.

Fasizm fasizmini iktidar olarak surdureblmek icin elindeki gucleri ile devlet, polis, jandarma ve herturlu sivil iktidar yetkilisini korku salmak yani terror estirmekolarak kullanir.

Buradaki terror, fasizmin iktidarina karsi cikan herkes ve her bir kurum eylem v.s. icin gecerlidir.

Demekki eger bir ideoloji inanc ya da izm; guc ve otorite olarak duzeni degistirme Adina ya da secim ile iktidara gelir ve kendi niteligini degerlerini topluma dayatirsa, yani hak ve ozgurlukleri sadece kendi nitelik ve degerleri icin uygular ve de her turlu muhalifi bertaraf ederse, bunu da baski ile yaparsa; fasizmi dozen ve bu duzende de gucunu terorizm olarak ortaya koyuyor demektir.

Burada ideoloji inanc ya da izmin neye dayandigi adinin ne oldugu ve ne icin fasizm ve terorizm uyguladigi fark etmez.

Sonucta fasizm de terorizm de topluma karsi uygulanan yontemlerdir.

Aslinda hem fasizm hem de terorizmi ortak kullanan guc olarak ISID'i verebiliriz.

Cunku ISID bugun elinde tuttugu bolgelerde fasist bir dozen kurarken, eline gecirmek icin saldirdigi bolgelerde de terror estirmektedir.

Aslinda fasizm ve terorizmi birlestiren en buyuk guc emperyalizmdir. Fasizmi de terorizmi de kendi cikarina ve somurusune uygun grup ve iktidarlardan onlari kendi istemini gore yonlendirerek, besleyerek, yardim ve yataklik yaparak uygulamaktadir.

Tabi ki bu fasizmi ve terorizmi kendi cografyasinda eger iktidari havoc politikasi ile yurumuyorsa, bunu sopa politikasina cevirerek te uygulayabilir.

Kisaca topluimdaki sosyo-etik farklarin farkinda olmayan ve sadece kendi ideolojik inancsal izmsel dogrusunu tum topluma tek nitelik olarak dayanmak Adina secim ya da devrim ile iktidara gelip guc ve otoriteyi ele geciren her guc fasizme ve terorizme meyillidir.

Cunku baska turlu kendini istemeyenleri bertaraf edemez.

O yuzden kim fasizme ve de terorizme karsi ise, once kendi ideoloji inanc ve izmini control etmeli ve bunun iktidara devrim ya da secim yolu ile geldikten sonar topluma kendi ideoloji inanc ve izmini dayatmamali; aksine, sosyal ve demokratik olarak kendi disinda kalan ideoloji inanc ve izmlere de yasam hakki vermelidir.

Eger kendisinin dogru ve hakli oldugunu dusunuyorsa, bunu etik olarak evrensel hukuk insan haklari hak ve ozgurlukler temelinde ozgur bireyler yetistirerek yapmalidir.

Aksi onun demokrasisi desosyalligi de ve etik olmasi da hak ve ozgurlukleri de sadece kendi tarafi icin olur ve bunu dayatmasi da dayattigi uzerinden fasizm ve terorizmdir.

O yuzden kim fasizme ve terorizme karsi ise, kendisinin iktidari gucu ve otoritesini saglama Adina kendi ideoloji inanc ve izmini o karsi ciktigi fasizm ve teroirizmin uygulamali algilari ile ortaya koymamalidir.

Fasizme terorizme karsi cikanin, kendisi kendi ideolojisi inanci izmi Adina topluma kendi fasizmini ve terorizmini dayatamaz.

Dayatirsa basta kendi ile de kime fasist terrorist diye karsiu cikiyorsa, onun ile de celisir.

Yasak koyan yasaga karsi cikamaz.

Baski kuran baskiya karsi cikamaz.

Toplumunu karsiya alan, baskasinin toplumu karsiya almasina karsi cikamaz.

Bugun hitlere karsi cikan, Stalin'i savunamaz.

Arabistan'a karsi cikan, Kuba'yi savunamaz.

Kisaca karsi ciktigi ile savundugu ayni seydir.

Ya karsi cikacak ya da savunacaktir.

Kimse "Benim fasizmim/terorum iyi/hakli/dogru/adil v.s.;senin terorun/fasizmin kotu/haksiz/yanlis/adil degil v.s." diyemez.

Cunku fasizmin terorun iyisi/kotusu-haklisi/haksizi-dogrusu/yanlisi-adili/adil olmayani v.s. olamaz.

Fasizm ve terorizm her zaman toplumu ve bolgesini karsisina alir ve insan haklarinin hak ve ozgurlugunu evrensel hukuk Adina ihlal eder.

Iste bu nedenden izm farkindan dolayi anti-emperyalist olunmaz.

Cunku her turlu terrorizm ve fasizm emperyalist zihniyettir.

O yuzden de emperyalizm her turlu sosyo-etik farki mikroayrimcilik olarak korukler ve bir biri ile carpistirir.

Buradaki ayrimciliga sadece etik degerler degil, ideolojiler inanclar ve izmler de dahildir.

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Etik Bilim ile Bilimsel Etik Farki

Bilindigi gibi etik, felsefenin genelde "insanoglu biri sosyal olarak digger birleri ile bir arada nasil yasar/yasamalidir?" sorulari uzerine degerler one suren dalidir.

Tarihler boyu cografi ve de toplumsal olarak hem kendi bunyesinde hem de tarihin akisinda bu degerler genelde tutuculassada, degisimine engel konulmaya calisilsa da; gelisen degisen ve ilerleyen teknik ve de bilim sayesinde degisime ugrar.

Etik degerlere ana olarak ornek verirsek, bunlar:

Milloi/kokensel, dini/mezhepsel, tarihi, kulturel, cografi, sosyal, siyasal, geleneksel, toresel degerlerdir.

Insanoglu tarihindeayni donem temelinde ulke ve toplumlar arasi ayni degerdeki bir etikte ortaklik benzerlikler olsada tezatlar da vardir.

Mesela namus, ahlak algisi cografi ve toplumsal degree gore degisir.

Bir genc kizin evlenmeden onceki birden fazla erkek ile iliskisi bazi toplumlarda normal karsilanirken, bazi toplumlarda "namussuz" karsilanir.

Ahlak algisi da farklidir. Bir dusunce ve davranis bazi toplumlarda normal gelirken, bazi toplumlarda "ahlaksiz" karsilanir.

Burdan su sonuc ortaya cikar.

Demekki etik, ayni bilim gibi gecerli ve yanlislanabilir kilinamaz.

Nedeni de ortada insanoglu dusunce ve davranisi vardir ve bu dusunce ve davranis inanca ideolojiye izme alinan degerlere gore uygulayanin dogrusudur ve sadece onu baglar.

Bunun dogrusalbir tartismasi da, yanlislanabilirligi de mumkun degildir.

O zaman bilimsel sifatini etigeuygulamak bu temelde mumkun degildir.

O zaman etigin bilimi ne demektir?

Etigin bilimi, insanoglunun tamamen etik degerlerini bilim temelinde uygulamasidir.

Yani burada bilimin her turlu dali girer. Sosyal bilim dallari ve tip.

Mesela akraba evliligi, mesela tibbi yardim almak yerine, inanca sagligi birakmak, sagligi medyumculara fallara birakmak v.s.

Iste etik degerlerin her turlusu gelisen bilim ve teknik ile parallel yurumelidir ve bu degistikce de bu degisim etik olarak takip edilmelidir.

Peki bilimin etigi ya da etik nitelikli bilim nasil olmalidir.

Burada en onemli nokta, ayni bilimin gecerliliginin tartismasiz olmasi gibi, etigin de hilafsiz tum insanoglu turu birini kapsayacak sekilde adil olmasi demektir.

Yani burada basta sosyal bilimler ve insanoglunun her turlu sosyal birlikteligi, hem insanoglu turu birinin birini, hem de digger birleri kapsayacak adillikte olmalidir.

Burada ilk akla gelen evrensel hukuktur. Iste bu evrensel hukuk ta insan haklari temelinde uyarlanir.

Buradaki adalette, esitlikte, antiayrimcilikta tamamen insanoglunun yasam ve iliskideki her turlu degersel hak ve ozgurluklerinin istisnasiz adaletidir.

Buradaki hak ve ozgurlukler ile evrensel hukukun bagi da; bu hak ve ozgurluklerin saglanmasi korunmasi kollanmasi ve kimsenin kimsenin hak ve ozgurlugunu ihlal etmemesi icindir.

Sonucta insanoglu turu birinin sosyal yassam ve iliskisinden dolayi; hak ve ozgurlukleri sinirlidir.

Bu siniri da digger insanoglu turu birinin hak ve ozgurlugu belirler.

Yani her bir kisi, kendi hak veozgurlugunu kullanmanin yaninda; baskasinin hak ve ozgurlugune de saygi gostermeli ve mudahele etmeyip;kendi hak ve ozgurluk baski ve mudahelesini yapmamalidir.

Kisacva kendi degerlerini kullanirken, baskasinin degerlerini kullanma alanine mudahele etmemelidir.

Iste ayni bilimdeki tartismasiz olgu ve gozlem; buradfa etikte tartismasiz bir adalet/esitlik/antiayrimcilik demektir.

Iste etikteki bilimsellikte budur. Yani bilimsel olarak etik olmak ve etik olarak bilimsel olmak.

Iste bu birliktelik ayrilmaz bir ikilidir ve biri digerini tamamlar.

Cunku bilimsellikteki etik olmamak; bilimsellikten sapmayi, etikte de bilimsel olmamak, insanoglu yasam ve iliskisine ihlali, zarari ve mudaheleyi getirir.

Aslinda yukaridaki basliga kavramlara ve konuya ek olarak sunu da eklemek gerekir.

Peki bir bilim kisisinin etik olmasi ne demektir?

Iste burada bilim kisisinin, soylediginin gecerliligi, guvenligi tutarligi ve de dinlenirligi acisindan; durust olmalidir.

Yani hic bir kisisel ya da politik cikar Adina; yalan soylememeli ve kimseyi soylemleri ile yaniltmamali ve kandirmamalidir.

Durustlugu acik sozlulugu kendine ters gelse de sadece bilimsel olarak konusmayi kendine hedef secmelidir.

Kendi gorusleri temelinde bilimsel soylemi carpitmamali ya da soyleme inanc ve ideoloji katmamalidir.

Cunku bilim kisileri dunyanin en guvenilir kisileri olmak durumundadir.

Burada en guzel ornegi tarihte Einstein'dan verebiliriz.

Einstein calismalari esnasinda hedefledigi klasik mekanige, Newton mekanigine katki yapacagini dusunurken, quantum mekaniginin belirlenemezlik ilkesinin gecerliligini Kabul etmistir.

Iste bu bilimsel etige en guzel bir ornektir.

Alıntı:
Kuantum fiziği ve belirsizlik ilkesi

1930 yılında belirlenemezlik ilkesinin zaman ve enerjinin aynı anda ve doğru olarak saptanamayacağı anlamına geldiğini fakat bunun bir deney ile geçersizliğinin gösterilebileceğini açıklıyordu. Bunu dinleyen Bohr, uykusuz bir geceden sonra Einstein’ın düşünüşündeki hataları bularak “belirlenemezlik ilkesinin” yaygın olarak kabulünü sağlıyordu.

Niels Bohr ile tartışmaları

Fotoelektrik olayını açıklayan Einstein kuantum kuramının gelişimine büyük katkıda bulunmuştu ama kuramın geliştiği yönden hiç memnun değildi. Heisenberg’in belirlenemezlik ilkesini kabul etmiyor, tanrı zar atmaz diyordu. Niels Bohr da kuantum kuramının gelişmesinde önemli rol oynamış fizikçilerden birisiydi ve Einstein'ın bu fikirlerine katılmıyordu. Einstein ve Bohr arasında birbirine saygılı bir biçimde, dostça bir tartışma sürdü. Einstein çeşitli düşünce deneyleri ile kuantum kuramının belirlenemezlik ilkesini çürütmeye çalışıyordu fakat Bohr bu eleştirilere tutarlı cevaplar vererek Einstein'ı ve dünyayı ikna ediyordu.[27] Einstein sonradan belirsizlik ilkesini çürütmeye çalışmaktan vazgeçmiş ve kuantum mekaniğinin fiziksel gerçekliği anlatmakta yetersizliği fikrini savunmaya başlamıştır.[27]
http://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein

Evrensel-Insan- Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti